Bestekârlara atfedilen hatıralar ve eserlerin hikâyeleri, kaynaklarıyla. Her hikâyenin üstünde kaynağın güvenilirliği yazar; her birini kendi sayfasında okuyabilir, eseri dinleyebilirsin.
Anlatılana göre Cemil Bey'in tanbur çaldığı odanın ahşap tavanından ince bir iplikle bir örümcek inermiş. Cemil Bey ona dokunmamış, kendi hâline bırakmış. Bir gün örümcek gelmemiş; birkaç gün bekledikten sonra merdivenle tavana bakmış ve örümceğin öldüğünü görmüş. Üzüntüsünü bir beyitle dile getirdiği anlatılır.
Hacı Ârif Bey, Sultan Abdülmecid'in sarayında harem cariyelerine musiki öğretirken Çeşmidilber'e gönül verdi; ikisi evlendirildi ve Ârif Bey saraydan ayrıldı. Anlatılana göre Çeşmidilber bir gün onu bırakıp gitti; Ârif Bey saraydaki görevine döndü ve ayrılığın acısını bu şarkıyla dile getirdi. Şarkının ilk mısraı.
Dede Efendi'nin ilk oğlu Sâlih, şeyhi Ali Nutkî Dede'nin ölümünden bir yıl sonra, 1805'te üç yaşında öldü. Anlatıldığına göre Dede Efendi bu acıyı, güftesini de kendisinin yazdığı bu bayâtî besteyle dile getirdi. 1810'da ikinci oğlu Mustafa'yı da yitirdi. Bestenin hangi yıl yapıldığı bilinmiyor. Bestenin ilk mısraı.
Rahmi Bey'in geçim sıkıntısı çektiği günlerde musikişinas bir dostunun düğününe çağrıldığı anlatılır. Hediye alacak parası yoktu; o da güftesini kendi yazdığı bu şarkıyı armağan etti. Armağanın, Dârülelhan'ın kanun hocası Muazzez Hanım'ın düğünü için olduğu da söylenir; düğünün tarihi bilinmiyor. Şarkı, zevkten anlayan bir çalgıcıya seslenerek açılır.
Refik Fersan, çocukken Erenköy'deki Rıdvan Paşa Köşkü'nde geçirdikleri çok sert bir kışı yıllar sonra hatırlar: yollar karla kapanmış, ekmek bulmak bile zorlaşmıştır. Nisanın sonunda güzel bir bahar gelir; Rahmi Bey bu baharın hatırasını, güftesini de kendi yazdığı bu tâhir-bûselik şarkıyla yaşatmak ister. O kış 1323 yılıydı; bugünkü takvimle 1907 ya da 1908. Şarkının notası arşivimizde henüz yok. İlk mısraları.
Zekâi Dede, 1845'ten ölümüne (1875) kadar musiki hocalığını yaptığı Mustafa Fâzıl Paşa'nın isteğiyle 1870'te bir sûzidil Mevlevî âyini besteledi. Âyin ancak 1892'de Bahariye Mevlevîhânesi'nde mukabelede okunabildi; Paşa bunu göremedi. Bu âyinin notası arşivimizde henüz yok.
Dede Efendi 1846'da öğrencileri Dellâlzâde İsmâil ve Mutafzâde Ahmed ile hacca gitti; yolda onlara unutulmaya yüz tutan Nâyî Osman Dede'nin mi'râciyesini meşk ettirdi. Hac sırasında Yûnus Emre'nin sözleriyle bu ilâhiyi besteledi; bu, onun son eseridir. Mina'da koleraya yakalandı ve 29 Kasım 1846'da öldü. İlâhinin ilk mısraı.
Hacı Ârif Bey, Çeşmidilber'den sonra saraydaki meşk hocalığına döndü; anlatıldığına göre bu kez Zülfinigâr adlı bir cariyeyle evlenerek yine saraydan ayrıldı. Eşi bir yıl sonra veremden öldü. Bestekâr bu acıyı bu segâh şarkıyla ve “Kamer-çehre perî-rû tende cânım” diye başlayan hicaz şarkıyla dile getirdi. Şarkının ilk mısraı.
II. Abdülhamid yeni şarkılarını dinlemek isteyince Hacı Ârif Bey hastalığını bahane etti; mâbeyinciye “Sanatta irâde-i hümâyun olmaz” dediği anlatılır. Padişah onu Muzıka-yi Hümâyun'daki odasında elli gün hapsettirdi. Bu sürede bestelediği bu nihâvend şarkıyı padişahın huzurunda okuması için dostu Sermüezzin Rifat Bey'den rica etti; cezası affedildi ve miralaylığa yükseltildi.
Hacı Ârif Bey ölümünden bir yıl kadar önce kalp hastalığına yakalandı ve bu kürdîlihicazkâr şarkıyı besteledikten kısa süre sonra, 28 Haziran 1885'te öldü. Nerede öldüğü iki türlü anlatılır: Muzıka-yi Hümâyun'daki odasında ya da Kuruçeşme'de bir dostunun yalısında.
Rahmi Bey, 1894'te tanıştığı Tanbûrî Cemil Bey'in sazına sesiyle eşlik ederdi. Cemil Bey 1916'da ölünce bu sûzinak şarkıyı besteledi. Güftesi de kendisinindir; ilk mısraı Cemil Bey'in sazını anar.
İlkbaharı çok seven ve eserlerinin neredeyse hepsini bu mevsimde besteleyen Rahmi Bey, son eseri olan bu hisarbûselik şarkıyı ölümünden birkaç gün önce Fâhire Fersan'a ithaf etti. Güftesi de kendisinindir.
Bu, Rahmi Bey'in bilinen ilk eseridir. Recâizâde Mahmud Ekrem'in şiiri üzerine, yakın dostu Şevki Bey'in 20 Temmuz 1890'daki ölümü dolayısıyla bestelendiği söylenir; Şevki Bey, Rahmi Bey'in Beylerbeyi'ndeki evinde kalp krizinden ölmüştü. Şiirin ilk mısraı.
Şâkir Ağa, kendi düzenlediği ferahnâk makamında 1812'de Dede Efendi ile ortak bir fasıl oluşturdu: kâr, birinci beste ve yürük semâî Şâkir Ağa'nın, ikinci beste ve ağır semâî Dede Efendi'nin eseridir. İki bestekâr zaman zaman birbirleriyle rekabet etti. Arşivimizdeki “Bir dilbere dil düştü” yürük semâîsi o faslın yürük semâîsi olabilir, ama bu kesin değil.
Şeyh Gâlib, Galata Mevlevîhânesi'nin onarımı için verdiği dilekçeye bir kaside ekledi; kasideyi çok beğenen III. Selim onarımı hemen başlattı. Bir cuma günü yapılan açılışta padişah da bulundu ve mukabelede kendi bestelediği sûzidilârâ âyini okundu. Sûzidilârâ makamını III. Selim'in bulup düzenlediği söylenir.
Ahmed Râsim, “Kesik Kerem Nazîresi” diye de anılan bu uşşak şarkıyı, sözleri de kendisine ait olan Tatyos Efendi'nin hâlinin “sâfiyâne tasviri” diye niteler. Ahmed Râsim, Vasilaki ve Şevkî Bey onun en yakın dostlarıydı; Râsim yeni şarkılarını önce Tatyos'la geçerdi.
Yegâh makamında hiç eseri olmayan Zekâi Dede'ye bunun nedeni sorulduğunda, Dellâlzâde'nin bu makamdaki eserleri varken yapılacak bir şey kalmadığını, yegâhın “mühürlendiğini” söylediği anlatılır. Aynı sözün Dede Efendi'ye ait olduğu da söylenir.
Şevkî Bey uşşak makamında iki yüzden fazla şarkı besteledi. Anlatılana göre Zeki Ârif Ataergin'e bu makamda neden eser vermediği sorulunca, Şevkî Bey'in uşşakı o kadar güzel işlediğini ve “uşşak kapısını kapattığını” söylemiş. Şevkî Bey'in şarkılarını şiiri okurken doğaçlama bestelediği de anlatılır.
Klasik Türk müziği eserleri, gerçek nota yazımıyla ve AEÜ arıza işaretleriyle. Notayı oku, kanun sesiyle dinle, temposunu ayarla.
Yüzyıl
Eserler
Eşleşen eser bulunamadı.
Arşivde yalnız bestekârı ve güfte yazarı 70 yılı aşkın süre önce ölmüş klasik ve dinî eserler var; türküler ve yakın dönem bestekârları (ör. Âşık Veysel) telif nedeniyle şimdilik yok.
Seviye notadan otomatik tahmin edilir: ses alanı, saniyedeki nota sayısı, tempo, kısa ve noktalı değerler, usulün uzunluğu ve aksaklığı, perde çeşitliliği ve eserin uzunluğu birlikte puanlanır. Yol gösterir; bir hocanın değerlendirmesinin yerini tutmaz.
Seviye notadan otomatik tahmin edilir: ses alanı, saniyedeki nota sayısı, tempo, kısa ve noktalı değerler, usulün uzunluğu ve aksaklığı, perde çeşitliliği ve eserin uzunluğu birlikte puanlanır. Yol gösterir; bir hocanın değerlendirmesinin yerini tutmaz.
Derlemeler
Arşivde eseri olmayan usuller
Bu usullerle yazılmış eser henüz nota arşivinde yok; düm-tek kalıplarını usul metronomunda dinleyebilirsin.